En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim: sağlık personelinin görevi esnasında Covid-19 hastalığına yakalanması iş kazası olarak kabul edilmelidir. Sağlık personelinin görev esnasında Yeni Tip Koronavirüs yani COVID-19 hastalığına yakalanmasının bir takım hukuki sonuçları bulunmaktadır. Yazımızda kısaca bunlara değineceğiz.

Hangi Sağlık Personeli ?
Doğrudan teşhis ve tedavi hizmetlerini gerçekleştiren hekim ve diğer sağlık çalışanları ile sağlık kurumundaki yardımcı işleri gören temizlikçi, güvenlik görevlisi gibi personeli bu kapsamda sağlık personeli olarak değerlendirebiliriz. Bu kişilerin, sağlık kurumunun kapasitesinin aşılması, olması gerekenden fazla hasta kabulü nedeniyle hijyen tedbirlerinin ihmali ya da yetersiz kişisel koruyucu donanım nedeniyle enfekte olarak hastalığa yakalanmaları halinde meydana gelen durum bir iş kazası olarak değerlendirilmelidir.
SGK’nın 2020/12 Sayılı Genelgesi Bağlamında Değerlendirmeler
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Covid-19’a İş Kazası ve Meslek Hastalığı Bağlamındaki Yaklaşımı Nedir ?
Genel itibariyle bir çalışanın Covid-19 teşhisinin pozitif çıkması halinde bunun bir iş kazası veya meslek hastalığı olarak kabul edilip edilmeyeceği salgının başladığı ilk günden itibaren tartışma konusu olmuştu. Son olarak Sosyal Güvenlik Kurumu 07.05.2020 tarihinde yayınladığı 2020/12 sayılı genelge ile bir bulaşıcı hastalık olan Covid-19’un iş kazası ya da meslek hastalığı olarak değerlendirilemeyeceği, bu hastalığa yakalanan ve sağlık kuruluşuna başvuran çalışanlar için iş kazası ya da meslek hastalığı değil normal hastalık kapsamında provizyon alınması gerektiği bildirilmiştir.
Genelgeden önce bazı SGK İl Müdürlüklerinin hastalığın iş kazası ya da meslek hastalığı olarak bildirilmesine ilişkin farklı açıklamaları bulunmaktaydı ancak Sosyal Güvenlik Kurumu Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün son genelgesi ile tartışmalar farklı bir boyut kazanmış oldu. Konuyu sağlık çalışanları ve yardımcı sağlık hizmetlerinde çalışan personel bakımından ayrıca değerlendirmek gerektiğini düşünüyoruz. Zira bu kişilerin hastalıkla mücadele kapsamında doğrudan hastalarla temas halinde oldukları ve salgının sona erdirilebilmesi açısından da çalışmalarına devam etmek zorunda oldukları bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Üstelik salgının ülkemizde görülmesinden itibaren binlerce sağlık çalışanı bu hastalığa yakalanmış, onlarcası da bu hastalık sebebiyle hayatını kaybetmiştir.
Türk Tabipler Birliği’nin konuyla ilgili sitesinde yayınladığı 11.05.2020 tarihli yazısında 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesine göre bildirilen bir olayın iş kazası sayılıp sayılamayacağının, SGK’nın denetim ve kontrol memurları veya Bakanlık iş müfettişlerininin yapacağı soruşturma ile ortaya çıkacağı, soruşturma süreçlerinin sonucunu belirleyecek şekilde genelgede bağlayıcı tespitler yapılmasının mevzuatla verilen görevle bağdaşmadığı, işverenin ya da ilgili sağlık hizmet sunucularının iş kazalarını bildirmekle yükümlü oldukları, bu bildirimlerin beyan esaslı olarak yapıldığı, Covid-19 tanısı konan kişinin beyanına rağmen iş kazası ya da meslek hastalığı bildirimlerinin yapılmamasının 6331 sayılı Kanun’da yer alan yükümlülüklerin ihlali niteliğinde olacağı şeklinde kaygılar dile getirilmiştir.
Yargıtay’ın Covid-19’un İş Kazası Sayılması İle İlgili Emsal Teşkil Edebilecek Bir Kararı Bulunmakta mıdır ?
Covid-19’un çalışanlar bakımından iş kazası ya da meslek hastalığı olarak kabul edilmesi görüşünü savunanların en önemli dayanağı olan Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 2019/2931 K. Sayılı ve 15.04.2019 tarihli kararında tır şoförü olarak çalışan müteveffanın işveren tarafından Ukrayna’ya sefere gönderildiği, bu sefer esnasında H1N1 virüsünü kaptığının Adli Tıp Kurumu raporundaki hastalığın kuluçka süresi esas alınarak yapılan değerlendirmede ortaya konulduğu, tır şoförünün bu hastalık neticesinde ölümünün iş kazası olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Nedensellik bağı yani hastalığın işin görüldüğü esnasında meydana gelip gelmediği değerlendirilmeleri bakımından da hastalığın kuluçka süresi ve sağlık çalışanın işe gidiş geliş ve çalıştığı süreler dikkate alınarak tespitinin mümkün olduğu, emsal gösterilen karardaki nedensellik bağı değerlendirmelerinin de yine Covid-19 vakaları bakımından dikkate alınması gerektiği, virüsün iş dışı bir ortamda bulaştığı doğrultusunda somut veriler ve deliller olmadığı sürece sağlık çalışanları bakımından nedensellik bağının mevcut olduğunun kabulünün gerektiği düşüncesindeyiz.
Covid-19 Hastalığı İş Kazası Olarak mı Meslek Hastalığı Olarak mı Değerlendirilmelidir ?
Önceki tartışmaların konularından biri olan Covid-19’un iş kazası olarak mı meslek hastalığı olarak mı değerlendirilmesi gerektiği sorusunun cevabı bakımından ifade etmemiz gerekir ki Covid-19’un meslek hastalığı olarak kabul edilebilmesi Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu’nun bu hastalığı meslek hastalığı olarak tanımlamasına bağlı bulunmaktadır. Henüz Covid-19 açık bir şekilde meslek hastalığı olarak tanımlanmış değildir. Son genelgeden sonra bu ihtimal biraz daha zayıflamış bulunmaktadır.
Esasen artık SGK’nın normal bir hastalık olarak değerlendirme yaklaşımından sonra bu tartışma da önceliğini yitirmiş durumdadır. İş kazası, meslek hastalığına göre daha geniş kapsamlı bir tanımlamaya sahip olup Covid-19’un bu kapsamda değerlendirilmesi de esasen çalışanlar bakımından hak kaybına sebep olmayacak bir alternatif tercih olarak kabul edilebilir. 6331 sayılı Kanun’da iş kazası işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olay olarak tanımlanmıştır. Bu bakımdan Covid-19’un iş kazası olarak değerlendirilmesi sağlık çalışanlarının haklarının korunması bakımından yeterli olacağı düşüncesindeyiz.
Covid-19’un İş Kazası Olarak Değerlendirilmemesi Çalışanları Nasıl Etkileyecektir ?
Covid-19 hastalığının iş kazası olarak değerlendirilmesi halinde (kamu çalışanları bakımından vazife malüllüğü olarak ifade edilmektedir) iş kazası veya meslek hastalığına maruz kalan sigortalılara ya da bunların hak sahiplerine herhangi bir prim ödeme gün şartı aranmaksızın kısa vadeli sigorta kolu olan iş kazası ve meslek hastalıkları sigortası kolundan Kurumca sağlanan gelirler bulunmaktadır. İş kazası halinde hak sahiplerine geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri, ölen sigortalının hak sahiplerine gelir bağlanması, gelir bağlanmış olanın kız çocuklarına evlenme ödeneği, ölen sigortalı için cenaze ödeneği gibi gelirler bağlanabilmektedir.
Covid-19’un iş kazası kapsamı dışında tutulması ve sadece hastalık olarak değerlendirilmesi halinde hastalanan çalışanlara kısa vadeli sigorta kolu kapsamında sadece geçici iş göremezlik ödeneği verilebilecek, malul olma şartlarının sağlanması veya vefat halinde ise uzun vadeli sigorta kolu hükümlerine göre mevzuatta belirlenmiş olan prim ve gün şartlarını sağlayıp sağlamadıklarına bakılması gerekecektir. Bu noktada bağlanacak gelirin türüne göre 5 veya 10 yıl sigortalılık, 900 ilâ 1800 gün prim ödeme gün sayısı, malul olma bakımından %60 maluliyet gibi şartlar söz konusudur.
Ayrıca bu hastalığın iş kazası olarak kabul edilmemesi ihtimalinde ise sağlık çalışanı veya yakınları Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan gelir elde edemediklerinde uğradıkları zararların tazmini için işverenden talepte bulunabileceklerdir ancak bu durumda yapılacak yargılamalar neticesinde hastalığın işin görüldüğü esnada bulaştığının ispatı yanında işverenin kusuru yani iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uygun davranıp davranmadığının irdelenmesi, işverenin kusurlu bulunduğu oranda kazanılacak dava neticesinde ise elde edilecek meblağın tahsilinin cebri icra işlemleri neticesinde mümkün olup olamayacağı gibi pek çok faktör işin içine girecek ve çalışanlar ciddi anlamda dezavantajlı duruma düşeceklerdir.
SONUÇ:
Temennimiz Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2020/12 sayılı genelgesine ek çıkartacağı yeni bir genelge ile sağlık çalışanlarını ve yardımcı sağlık personelini istisna tutarak iş kazası kapsamında değerlendirmeye başlamasıdır. Türk Tabipler Birliği ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin gerek Sağlık Bakanlığı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na gerekse de Sosyal Güvenlik Kurumu’na buna ilişkin başvuruları olmuş ve netice alınıp alınamayacağı henüz belirsiz durumdadır.
Her ne kadar Sosyal Güvenlik Kurumu’nun politikası bu hastalığın iş kazası ya da meslek hastalığı olarak değerlendirilmemesi noktasında olsa da son sözü nihayetinde yargı söyleyecektir. Yargıtay’ın yukarıda yer alan kararı doğrultusunda Covid-19 teşhisi konan sağlık çalışanları ve yardımcı sağlık hizmetlerinde görev alan çalışanlar bakımından da iş kazası tanımlamasının yukarıda anılan emsal karara uygun düşeceği görüşündeyiz. Bu ihtimalde Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açılacak davaların çalışanların lehine sonuçlanması pek muhtemel gözükmektedir.
Covid-19 İş Kazası Olarak Bildirim
İster özel sağlık kuruluşu ister kamu kuruluşu olsun bir sağlık personeline Covid-19 Pozitif tanısı konulması halinde mutlaka iş kazası bildirimi yapılmalıdır. Her ne kadar Sosyal Güvenlik Kurumu 2020/12 sayılı genelgesinde Covid-19 için iş kazası ya da meslek hastalığı değil, hastalık olarak provizyon alınması gerektiği bildirilmişse de biz kanunen iş kazasını bildirmekle yükümlü olanların, örneğin sağlık hizmet sunucularının kendilerine yapılan iş kazası beyanlarını dikkate alarak gerekli bildirimleri yapmalarının bir yasal zorunluluk olduğunu, bu yasal zorunluluğun genelge ile kaldırılamayacağını düşünmekteyiz.
İş kazası bildirimi teşhisi koyan hekim tarafından MEDULA sistemindeki iş kazası veya meslek hastalığı bildirimiyle ilgili bölümün işaretlenmesi ve ilgili bilgilerin girilmesi suretiyle yapılır. Bazı kaynaklarda ve özellikle TTB yazısında iş kazası yanında meslek hastalığından da bahsedilmekte ise de biz sağlık personelinin görevi esnasında Covid-19’a yakalanmasının meslek hastalığı değil iş kazası tanımına daha çok uyduğunu düşünmekteyiz.
Konuyla İlgili Türk Tabipleri Birliği’nin Yazısına Ulaşmak İçin Tıklayınız.
İş Kazası bildirimin yapılması akabinde SGK müfettişleri tarafından yapılan soruşturmanın neticesine göre sigortalı veya hak sahiplerine oluşan zararın durumuna göre aşağıda yer alan gelirler bağlanmaktadır.
- geçici iş göremezlik ödeneği
- sürekli iş göremezlik geliri
- ölen sigortalının hak sahiplerine gelir bağlanması
- gelir bağlanmış olanın kız çocuklarına evlenme ödeneği
- ölen sigortalı için cenaze ödeneği
Kurum bu ödemelerden sonra eğer işverenin meydana gelen iş kazasında kusuru varsa, kusuru oranında işverene rücu davası açabilmektedir. Ayrıca sigortalı ya da hak sahipleri yapılan ödemelerin ötesinde zararları varsa kendileri de işverene iş kazası tazminat davası açabilirler. Bu davada verilecek kararda SGK’nın rücuya tabi ödemeleri tazminat miktarından mahsup edilmektedir.
Özet olarak belirtmek gerekirse korona iş kazası neticesinde iki çeşit zarar durumu meydana gelebilir:
Bedensel Zarar Halinde:
Yani sağlık personelinin Covid-19’a yakalanarak tedavi altına alınması halinde tazminat olarak:
- Tedavi giderleri
- Kazanç kaybı
- Çalışma gücü kaybı
- Ekonomik geleceğin sarsılması
- Manevi tazminat olarak sayabileceğimiz zarar kalemleri talep edilebilir.
Ölüm Halinde:
Sağlık personelinin Covid-19 ile bağlantılı olarak tedavi neticesinde hayatını kaybetmesi halinde talep edilebilecek tazminat kalemleri olarak:
- Cenaze giderleri
- Tedavi giderleri ve ölene kadarki çalışma gücü kaybı
- Destekten yoksun kalma tazminatı
- Yakınlarının manevi tazminat talebi sayılabilir.
Yukarıda sayılan tazminat kalemleri genel itibariyle İş Hukuku ve Borçlar Hukuku kapsamında talep edilebilecek tazminat kalemleri olup her olay özelinde somut zararların tespiti ve taleplerin buna göre değerlendirilmesi gerekecektir.
Konuyla İlgili Örnek Yargıtay Kararı
T.C. YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2019/2622 K. 2019/8116 T. 26.12.2019
“…İşveren gözetme borcu gereği çalıştırdığı işçileri iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dâhil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.10.03.2003 tarihli 4857 Sayılı İş Kanunu’nun “İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri” kenar başlıklı 77. maddesinin birinci fıkrasında da, işverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü kılınmışlardır.Mevzuatta bulunan bir kısım boşluklar bu kez kanun koyucu tarafından 30.06.2012 tarihli 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile doldurulmaya çalışılmış ve işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerinin düzenlemesi amacıyla anılan Kanun’un 37. maddesiyle 4857 Sayılı Kanun’un 77. ve devamı bir kısım maddeler yürürlükten kaldırılarak, iş sağlığı ve güvenliği konusunda yeni düzenlemeler getirilmiştir…”
T.C. YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2018/5018 K. 2019/2931 T. 15.4.2019
Yasada iş kazası, sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olay olarak tanımlandığından, olayın etkilerinin bir süre devam ederek zaman içinde artması ve buna bağlı olarak sonucun daha sonra gerçekleşmesi mümkündür. Yani,iş kazası ani bir olay şeklinde ortaya çıkıp ,buna bağlı olarak zarar, derhal gerçekleşebileceği gibi, gazdan zehirlenme olayında olduğu şekilde etkileri daha sonra da ortaya çıkabilir. Sonradan oluşan zarar ile olay arasında uygun illiyet bağı bulunması koşuluyla olay iş kazası kabul edilmelidir.
Yasanın iş kazasını sigortalıyı zarara uğratan olay biçiminde nitelendirmiş olması illiyet ( nedensellik ) bağını iş kazasının bir unsuru olarak ele almayı gerektirmiştir. Ne var ki, burada aranan “uygun illiyet ( nedensellik ) bağı” olup, bu da yasanın aradığı hal ve durumlardan herhangi birinde gerçekleşme olgusu ile sonucun birbiriyle örtüşmesi olarak anlaşılmalı, yasada olmadığı halde, herhangi başkaca kısıtlayıcı bir koşulun varlığı aranmamalıdır.
Kısacası; anılan yasal düzenleme, sosyal güvenlik hukuku ilkeleri içinde değerlendirilmeli; maddede yer alan herhangi bir hale uygunluk varsa zararlandırıcı sigorta olayının kaynağının işçi olup olmaması ya da ortaya çıkmasındaki diğer etkenlerin değerlendirilmesinde dar bir yoruma gidilmemelidir. ( HGK 2009/21-400 Esas,432 Karar )
Somut olayda,tır şoförü olan davacı murisinin 26.11.2009 tarihinde davalı işveren tarafından Ukrayna’ya sefere gönderildiği,11.12.2009 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptığı,Adli Tıp Kurumu raporunda, H1N1 virüsünün kuluçka süresinin 1-4 gün arasında değiştiği, murisin 13.12.2009 tarihli hastaneye başvurusunda belirttiği şikayetlerin hastalığın başlangıç belirtileri olduğu taktirde hastalığın bulaşmasının bu tarihten 1-4 gün öncesinde gerçekleşmiş olacağının bildirildiği,buna göre davacı murisinin, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle Ukrayna’ya yapılan sefer sırasında bulaştığı yukarıda belirtilen rapor kapsamından anlaşılan H1N1 virüsüne bağlı olarak, daha sonra meydana gelen ölümünün iş kazası olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır.