Dava Dilekçesinde İleri Sürülmeyen Yeterince Aydınlatılmamış Olma İddiası Hakkında

Karar bir iş kazası sonucunda tedavi gören davacının, davalı hastane ve doktorun tıbbi müdahalede hatalı davrandığı ve özen borcuna aykırı davrandığı iddiasıyla açtığı maddi ve manevi tazminat davasını konu almaktadır. İlk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, sunduğu Adli Tıp Kurumu raporuna dayanarak davalıların bir kusuru olmadığına hükmederek davayı reddetmişti. Ancak, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, davacı vekilinin rapora yönelik itirazları dikkate alınmadığı gerekçesiyle kararı bozarak yeni bilirkişi heyetinden rapor alınması için kararı bozmuştur. Kararın önem arzeden yönü dava dilekçesinde öne sürülmeyen usulüne uygun ve yeterince aydınlatılmamış olma iddiasının ön inceleme duruşmasından sonra ancak karşı tarafın açık muavafakati ile öne sürülebileceği aksi takdirde iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında bu iddiaların dikkate alınamayacağı kuralını vurgulamış olmasıdır.

Yargıtay, 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/2880, K. 2025/1773, T. 20.03.2025

MAHKEMESİ: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2022/1441 E., 2024/813 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : İnegöl 1. Asliye Hukuk(Tüketici) Mahkemesi

SAYISI : 2018/335 E., 2022/70 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin, 18.08.2017 tarihinde iş kazası geçirdiğini, tedavisi için götürüldüğü davalı Hastanedeki doktor tarafından ameliyata alındığını, ameliyatın üzerinden zaman geçmesine rağmen müvekkilinin elinin iyileşme göstermediğini ve bileğinden aşağı doğru elinin düştüğünü, davalı doktor tarafından yapılan muayene sonucunda 18.09.2017 tarihinde bir operasyon daha geçirdiğini, bu kez elinin bilekten yukarıda kaldığını, parmaklarını ise hareket ettiremeyecek hale geldiğini, fizik tedavi sonrasında da hareket kısıtlılığının giderilemediğini, bu sefer dava dışı Prof. Dr. …’ye gittiğini, bu doktorun operasyonun yanlış yapıldığını ifade ettikten sonra 08.11.2017 tarihinde müvekkilini yeniden ameliyat etiğini ve müvekkilinin elini normal hale getirdiğini, bilahare davalı Hastanede yapılan operasyon alanında zamanla oluşan kitle büyüdüğünden, yine dava dışı doktora başvurduğunu ve bu doktor tarafından gerçekleştirilen operasyonda davalı doktor tarafından gerçekleştirilen operasyona ait dikiş ipliğinin çıkartıldığını, müvekkilinin elinde bir kez daha kitle oluşunca iki operasyon daha geçirdiğini ve kitlenin çıkartıldığını, müvekkilinin %26 oranında sürekli iş göremezlik raporu aldığını, eski mesleğini ifa edemediğini, doktor hatası nedeniyle müvekkilinin elini eskisi gibi kullanamaz olduğunu, müvekkilinin elinde unutulan yabancı cisimler nedeniyle davalıların sorumlu olduğunu belirterek, meslekte kazanma gücü kaybı ve geçici iş göremezliğe ilişkin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 500,00 TL maddi tazminat, davalı doktorun hatalı müdahaleleri sebebiyle duyduğu elem ve üzüntüye karşılık olarak da 100.000,00 TL manevi tazminatın 18.08.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.

II. CEVAP

1.Davalı … vekili; davacının sağ el üst bir kısım tendonlarının geçirmiş olduğu iş kazası neticesinde koptuğunu, davacının 18.08.2017 tarihinde müvekkili tarafından ameliyat edilerek, sağ işaret parmağının kopan ekstansör tendonunun dikilip, tamir edildiğini, 18.09.2017 tarihinde baş parmağın uç kısmının hareketini sağlayan ekstansör polisiz longus (EPL) tendonunun dikildiğini, ameliyat sonrası da elin atele alındığını, elin atelden çıkarılmasından sonra davacıya fizik tedavi başlandığını, fizik tedavi sürecinde istenen hareket açıklığına ulaşılamadığından davacıya anestezi altında mobilizasyon yapılmasının uygun olacağının belirtildiğini, ancak davacının, tedaviye yönelik yukarıda sayılan aşamaları tamamlamadan müvekkili ve çalıştığı hastane ile iletişimini kestiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

2.Davalı … Özel Sağlık Hizmetleri A.Ş. vekili; davacın iddialarını kabul etmediklerini, davacının cismani zararının ortaya çıkmasında müvekkili şirketin herhangi bir sorumluluğunun olmadığını, müvekkili şirket ile oluşan zarar arasında illiyet bağı olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın temeli doktor hatasına ve özen borcuna aykırılığa dayandığından davacının iş kazası sonrası tedavi gördüğü hastane kayıtları ve tüm tıbbi belge, bilgi ve dökümanların celp edildiği, davadaki kusur durumunun tespiti için Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 7. Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan raporda: “…kişiye uygulanan tedavilerin genel tıp kurallarına uygun olduğu, hekime tıbbi hata atfedilemediği, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin dosya içerisindeki mevcut belgelere göre görünür bir hatasının saptanmadığı…”nın belirtildiği, tüm dosya kapsamına göre, davalı Hastane ve doktorlarının kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içerisinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İnegöl Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/6096 sayılı dosyasıyla, şüpheli … hakkında başlatılan soruşturma sonucunda müştekinin tedavisinin yanlış yapıldığı hususuna ilişkin müştekinin soyut iddiaları dışında her türlü şüpheden uzak somut dava açmayı gerektirir yeterlilikte delil bulunmadığından, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, karara karşı yapılan itirazın reddedildiği, tüm dosya kapsamına göre, davacının tedavisi aşamasında bunu üstlenen davalı Hastane ve doktorun kusuru bulunmadığı anlaşıldığından davalılara karşı açılan maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı, Mahkemece maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmolunması gerektiği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun vekalet ücreti yönünden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

V.TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun gerekçeli olmadığını, raporun sonuç kısmında sadece kusur bulunamadığına yer verildiğini, hastanın tıbbi müdahaleye ilişkin bilgilendirilmesinin rızasının geçerli olabilmesi için şart olduğunu, davalılarca oluşabilecek olası komplikasyonlar yönünden hiçbir bilgilendirme yapılmadığını, müvekkilinin rızası dışında eylemler gerçekleştirildiğini ve müvekkilinin istemediği sonuçlara maruz bırakıldığını, alınan bilirkişi raporunda, tedavi metodunun seçiminin doğru olarak nitelendirildiğini, davalı tarafından uygulanan metodun neden doğru olduğu, alternatif çözüm metotlarının var olup olmadığı, var ise neden bu metodun seçildiğinin incelenmediğini, ATK raporunun tarafsızlığının tartışmalı olduğunu, diğer davalı yönünden Mahkemece hiçbir değerlendirme yapılmadığını, Mahkemece tüm tanık beyanları ve dosyaya sunulan raporların göz ardı edilerek hüküm kurulduğunu, vekalet ücretinin yanlış hesaplandığını ifade ederek; kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, davalı özel hastane ve doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davanın temeli 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.

Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir.

Mahkemece, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 7. Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan rapor gerekçe gösterilmek suretiyle, davanın reddine karar verilmiş ise de; davacı vekilinin bilirkişi raporuna yaptığı itirazlarının karşılanmadığı anlaşılmıştır. Davacı vekili Adli Tıp Kurumu raporuna itirazında, tedavi metodunun seçiminin ve alternatif metodların var olup olmadığının açıklanmadığını, raporun yetersiz olduğunu ileri sürerek yeniden rapor alınmasını talep etmiştir.

O halde, davacının iddiaları ve bilirkişi raporuna yapılan itirazlar da tartışılıp, davacı vekilinin dava dilekçesinde, hekim tarafından aydınlatılmadığı, bilgilendirilmediği ve aydınlatılmış onamın alınmadığı konusunda bir itirazı olmaksızın yalnızca hekimin ihmali ve kusurundan kaynaklı olarak maddi ve manevi tazminat talep ettiği, ancak Adli Tıp Kurumu raporuna karşı beyan dilekçesi ile, müvekkilinin yeterince aydınlatılmadığını ve bilgilendirilmediğini ileri sürdüğü, davacının iddiasını ön inceleme duruşmasından sonra karşı tarafın açık muvafakati ile değiştirebileceği de göz önüne alınarak, davacıya yapılan operasyonun gerektiği şekilde yapılıp yapılmadığı, davalıların teşhis ve tedavide gerekli özen ve dikkati gösterip göstermediği, hastanın takibinin tıp kurallarına uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığı, davalı hastane ve doktora atfı kabil bir kusurun olup olmadığı değerlendirilmek suretiyle rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, konusunda uzman, akademik kariyere sahip bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli bir rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 371/1 maddesi uyarınca BOZULMASINA,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,20.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde lisans, Çankaya Üniversitesi Kamu Hukuku Anabilim dalında Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Medeniyet Üniversitesi Tıp Hukuku bölümünde doktora yapmaktadır. Mesleğe Hâkim olarak başlayan TABAK, bir süre Elazığ ve Ankara'da hakimlik görevinde bulundu. En son, estetik operasyonlardan kaynaklı hukuki uyuşmazlıklara üst derece mahkemesi olarak bakan Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nde hakim olarak görev yapmakta iken hakimlik mesleğinden istifa ederek serbest avukatlığa geçiş yaptı. Şuanda İstanbul Barosu'na kayıtlı olarak avukatlık ve arabuluculuk yapmakta, sağlık Hukuku ağırlıklı olarak avukatlık faaliyetlerini devam ettirmektedir. Detaylı Bilgi İçin Tıklayınız

Yorum yapın