İncelemeye konu Yargıtay kararı, terminal dönemdeki bir kanser hastasının vefatı ile icap nöbetçisi hekimin çağrılmasına rağmen hastaneye gitmemesi arasındaki nedensellik bağını irdelemektedir. Somut olayda, durumu ağırlaşan hasta için hemşirelerin aradığı ancak hastaneye gitmediği HTS kayıtlarıyla tespit edilen uzman hekim hakkında yerel mahkemece taksirle öldürme suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir. Mahkeme, hekimin görev yerine gitmemesini kusur olarak kabul etmiş ve bu kusuru ölüm neticesiyle doğrudan ilişkilendirmiştir. Ancak Yargıtay 12. Ceza Dairesi, hekimin eyleminin disiplin hukuku veya görevi kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilebilecek bir ihmal içerse dahi, taksirle öldürme suçunun oluşabilmesi için bu ihmal ile ölüm arasında kesin bir illiyet bağı bulunması gerektiğini vurgulamıştır.
Yüksek Mahkeme bozma gerekçesinde, salt göreve gitmemenin taksirle öldürme suçu için yeterli olmadığını, Adli Tıp Kurumu’ndan alınacak ek raporla “Hekim hastaneye gidip müdahale etseydi, mevcut kanser tablosuna rağmen ölüm engellenebilir miydi?” sorusunun yanıtlanmasını istemiştir. Eğer hastanın vefatı, hastalığın doğal seyri ve komplikasyonları sonucu kaçınılmaz bir durum idiyse, hekimin müdahale etmemesi ile ölüm arasında illiyet bağı kurulamayacağı, dolayısıyla sanığın taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir. Bu karar, tıbbi malpraktis davalarında kusurun varlığının yanı sıra, bu kusurun neticeye (ölüme) olan mutlak etkisinin ispatlanması zorunluluğunu ortaya koymaktadır.
Yargıtay 12. CD., E. 2022/9963 K. 2025/3641 T. 9.4.2025
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2020/40 E. 2022/363 K.
SUÇ : Taksirle Öldürme
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında Dairemizin bozma kararı üzerine kurulan hükmün; sanık müdafii ile katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde; 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesindeki temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Yerel Mahkemece sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca, suçun sanık tarafından işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesine dayanılarak beraatine karar verilmiş, ilgili kararın katılanlar vekili tarafından yapılan temyiz üzerine Yargıtay 12.Ceza Dairesinin, 11.11.2019 tarihli ve 2019/12339 Esas, 2019/10747 Karar sayılı ilâmıyla, eksik inceleme ile hüküm kurulması sebebiyle bozulmasına karar verilmiştir.
2.Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda yerel Mahkemece sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK’nın 85/1, 62/1, 50/4-1a, 52/2-4.maddeleri gereğince 12.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bozma kararı verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A.Katılanlar vekilinin temyiz isteği; suç vasfının hatalı olduğuna ilişkindir.
B.Sanık müdafinin temyiz isteği; illiyet bağının bulunmadığına ve beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemece, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; sanığın Radyasyon Onkoloji Uzmanı olarak görev yaptığı Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesine, 2011 yılı şubat ayında akciğer kanseri tanısı konulan ve Akciğer CA, Beyin Metastazı, Karaciğer Metastazı, Böbrek üstü bezi Metastazı tespit edilen 1962 doğumlu …’in nefes darlığı şikayetiyle 29/05/2011 günü semptomatik tedavisi için yatışının yapıldığı, 31/05/2011 tarihinde genel durumunun iyi olmadığı ve 01/06/2011 tarihinde sabah 07:55 saatlerinde öldüğü olayda,
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Morg İhtisas Kurulu tarafından tanzim edilen otopsi raporunda; …’in ölümünün akciğer kanseri ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğunun bildirildiği,
Adli Tıp Kurumu 1.Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 26.02.2014 tarihli raporunda ”kişinin nefes darlığı şikayeti ile Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan değerlendirmesinde muayenelerinin yapılarak uygun tetkiklerin yaptırıldığı, medikal tedavisinin düzenlendiği, gerekli konsültasyonların yapıldığı, konsültasyonlar doğrultusunda tedavisinin düzenlendiği dikkate alındığında kişinin tedavisinden sorumlu doktorlara ve yardımcı sağlık personeline atf-ı kabil kusur olmadığı, Uz. Dr. …’ün 31/05/2011 tarihinde icapçı doktor olduğu ve çağrıldığında hastayı muayene etmesi için hastanın yanına gitmesi gerektiği, olay gecesi hasta ile ilgili olarak çağrıldığında gelmeyip muayene etmemiş olması halinde kusurlu olduğu, ancak Uz. Dr. … ifadesinde olay gecesi icapçı doktor olmasına rağmen hastanede bulunduğunu belirttiği ve hasta için çağrıldığında hastayı muayene ettiğini belirttiği dikkate alındığında Uz. Dr. …’ün gelip hastayı muayene etmiş olması halinde Uz. Dr. …’e atf-ı kabil kusur olmadığı, bu ikisi arasında ayırım yaptıracak tıbbi evrakın adli tahkikat dosyası içinde bulunmadığı, bu cihetle Uz. Dr. … olay gecesi hastayı gelip muayene edip etmediğinin adli tahkikat ile aydınlatılması gerektiği ”nin belirtildiği,
Bozma ilamı üzerine yapılan yargılama sonucunda; …’in 31/05/2011 günü saat 03:00- 07:30 saatleri arasında ağırlaşması üzerine nöbetçi hemşireler tarafından olay günü hastanede icapçı doktor olarak görev yapmakta olan sanığı telefonla aramalarına rağmen sanığın evde olduğunu, gelemeyeceğini söylediği, halen nöbeti devam etmesine ve çağırılmış olmasına rağmen hastaneye gelmediği, bu hususun gerek dosyada mevcut olan ve tanıklar tarafından düzenlenen tutanak, gerekse de bizzat sanığın cep telefonuna ilişkin arama kayıtlarını ve baz istasyonlarını gösterir HTS kayıtları ile sabit olduğu anlaşılmakla, mahkemece kusurlu olduğu kabul edilen sanık hakkında taksirle öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE ve KARAR
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafii ile katılanlar vekilinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki ve yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
1.Adli Tıp Kurumu 1.Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 26.02.2014 tarihli raporunda “…kişinin ölümünün akciğer kanseri ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu,”nun ve sanığın kusur durumuna ilişkin olarak ise ”kişinin nefes darlığı şikayeti ile Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan değerlendirmesinde muayenelerinin yapılarak uygun tetkiklerin yaptırıldığı, medikal tedavisinin düzenlendiği, gerekli konsültasyonların yapıldığı, konsültasyonlar doğrultusunda tedavisinin düzenlendiği dikkate alındığında kişinin tedavisinden sorumlu doktorlara ve yardımcı sağlık personeline atf-ı kabil kusur olmadığı, Uz. Dr. …’ün 31/05/2011 tarihinde icapçı doktor olduğu ve çağrıldığında hastayı muayene etmesi için hastanın yanına gitmesi gerektiği, olay gecesi hasta ile ilgili olarak çağrıldığında gelmeyip muayene etmemiş olması halinde kusurlu olduğu, ancak Uz. Dr. … ifadesinde olay gecesi icapçı doktor olmasına rağmen hastanede bulunduğunu belirttiği ve hasta için çağrıldığında hastayı muayene ettiğini belirttiği dikkate alındığında Uz. Dr. …’ün gelip hastayı muayene etmiş olması halinde Uz. Dr. …’e atf-ı kabil kusur olmadığı, bu ikisi arasında ayırım yaptıracak tıbbi evrakın adli tahkikat dosyası içinde bulunmadığı, bu cihetle Uz. Dr. … olay gecesi hastayı gelip muayene edip etmediğinin adli tahkikat ile aydınlatılması gerektiği ”nin belirtildiği ancak hastanın ölümü ile sanığın eylemi arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının ve hastayı muayene ettiği takdirde ölümün gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin belirtilmediği anlaşılmakla; ilgili hastaneden ölene ait tüm tedavi evrakı temin edildikten sonra dosya Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kuruluna gönderilerek, sanığın eyleminin tıp kurallarına uygun olup olmadığı, eylemi ile meydana gelen netice arasında illiyet bağı olup olmadığı, gerçekleşen ölüm neticesinin yapılmayan muayene sonucu meydana geldiğinin nitelendirilip nitelendirilemeyeceği, meydana gelen sonuç açısından var ise kusurlu eyleminin nelerden ibaret olduğu ile sanığın kusurunun bulunup bulunmadığına ilişkin denetime açık şekilde rapor aldırılıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
2.Sanık hakkındaki hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilirken, adli para cezasının belirlenmesine esas alınan tam gün sayısı ve uygulama maddesi olan TCK’nın 52/3. maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi,
3.Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 85/1, 62/1. maddeleri uyarınca hükmolunan 1 yıl 8 ay hapis cezası, adli para cezasına çevrilmesi sırasında 605 gün belirlenip günlüğü 20 TL’den olmak üzere sonuç cezanın 12.100 TL olarak belirlenmesi yerine hesap hatası yapılarak sonuç cezanın 12.000 TL olarak belirlenmesi,
Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik sanık müdafii ile katılanlar vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
09.04.2025 tarihinde karar verildi.
